W3vina.COM Free Wordpress Themes Joomla Templates Best Wordpress Themes Premium Wordpress Themes Top Best Wordpress Themes 2012
Ana Sayfa » Kuruluş Bildirgesi

Kuruluş Bildirgesi

DAHA İYİ BİR GELECEK İÇİN…

 

“geçmişi anlamayanlar onu yeniden yaşamaya mahkûm olurlar”                       

                                                                                                           Goethe

 

 

 

Toplumların vicdanına seslenmek için ne yapmak gerekiyor?

Toplumların vicdanı nasıl harekete geçirilir?

Ülkemiz söz konusu olduğunda şöyle de sorabiliriz: Bir ülkenin geçmişinin ne kadarı gerçekten “geçmiş”tir? Türkiye’de “geçmiş” neden bunca uzun sürüyor?

Neden geçmişimiz ebedi bir hapishaneye dönüşerek günümüzü ve geleceğimizi de tutsak etmiştir?

“Geçmeyenler”,  başka şekillerde durmadan karşımıza çıktığında bunlarla hangi yüzle, hangi yürekle karşılaşmak gerekiyor?

Yalanlarla yaşamak, bir sorunu ya da sorunları, bir gerçeği inkâr etmek, böyle bir sorun/gerçeklik yokmuş gibi davranmak bir toplumsal bilinç halini almışsa geriye yapılabilecek ne kalıyor?

Geçmişimizin çok temiz ve kahramanlıklarla dolu olduğuna inanarak yaşamayı nereye kadar sürdürebiliriz? Geçmişimizi tüm çıplaklığıyla ele almak, irdelemek ve gözden geçirmek neden bunca ürkütücü görünüyor?

Belki de doğru soru şu olmalıdır: Gerçekten de tüm kurum ve kurallarıyla işleyen, barış ve kardeşlik kültürüyle inşa edilmiş, önyargılardan, milliyetçi bağnazlıklardan uzakta tam demokratik bir toplum istiyor muyuz? Böyle bir toplum olmaya hazır ve kararlı mıyız?

Önyargılardan, tarihin kördüğümlerini daha da içinden çıkılmaz hale sokacak inkârcı, düşmanlaştırıcı ve gerçeğe gözleri kapalı tutumlardan, milliyetçi bağnazlıklardan uzaklaşarak barış içinde bir arada yaşayabileceğimiz bir toplum olmak istiyor muyuz?

Oysa geçmiş şurada, az ötemizde yolumuzu kesmiş. Geçmişi görmezden geldiğimiz için birbirimizi boğazlamaktan söz ediyoruz ve kimi örneklerde görüldüğü gibi birbirimize “düşman” gözüyle bakıyoruz. Bize, hepimize ait açmazlarla yüzleşmediğimiz, yüzleşemediğimiz için, her sesi, her hak ve özgürlük talebini yıkıcı bir savaş çığlığı gibi duyuyoruz.

Geçmişin günahlarıyla yüzleşmeyi kabullenmediğimiz için aynı kelimeleri kullandığımız halde bambaşka dillerde konuşuyoruz. Eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor: Bu tablo, “biz”i anlatıyor…

 

UNUTUŞUN ÜLKESİ OLMAMAK İÇİN
Türkiye unutuşun ülkesidir, der kimileri.

Kimilerinin tarih anlayışına göre unutmak milli bir erdemdir. Geçmiş; milli menkıbelerle örülü büyülü bir kahramanlık ve mağduriyet alanıdır. Toplumun gündelik hayatının devamı ve geleceğinin güvencesi bu unutma ediminin güçlü oluşuna bağlıymış gibi bir hava hâkimdir ve durmadan bunu besleyen güncel düşmanlıklar üretilmektedir. Ama bu öyle tuhaf bir unutuş ki, kolektif bilinçaltında kaynayan düşmanlıklar, öfke, kin ve nefret her an açığa çıkmak için bahane arıyor gibidir. İşte her zaman sokaklarımızı ele geçirmeye hazır linç güruhları buradan besleniyor.

Bu kanlı ve kansız iç savaşlar tarihinden bize kalan, gündelik hayatımızın zehirlenmiş halidir.

Oysa geçmişimizi kahramanlık anlatılarından uzak, düşmanlıklardan, kin ve nefretten arındırarak anımsamak ve çocuklarımıza bu tarz bağnazlıklar üzerine kurulu milli anlatılara dayalı olmayan bir tarih bilinci aşılamak bugünü ve geleceği sağlıklı yaşamanın en önemli şartıdır.

Geçmişle yüzleşmeyi, demokrasi isteyen herkesin üzerinde mutabık olabileceği en asgari müştereklerden birisi haline getirebilmeliyiz. Unutmak, yok saymak, gündelik çıkarlara ve küçük hesaplara göre tarihi kurgulamak, bizi hiçbir şekilde içinden çıkamayacağımız açmazlara sürükleyecektir ve bu da yeni düşmanlıklar, çatışmalar ve ciddi sorunlar anlamına gelmektedir.

Oysa toplumumuz yeni çatışmalara değil barışa, kardeşliğe ve bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesine gereksinim duymaktadır.

 

YÜZLEŞMEK, YÜZ-GÖZ OLMAK VE KAN DAVASI

Yüzleşme fazlasıyla popüler bir kavram. Bu adla pek çok film, dizi ve yayın var. Gündelik hayatta sık sık karşımıza “yüzleşmelisin” diyen birileri çıkar. Bu kavramın bu şekilde kullanımı belli bir cesaret, kararlılık ve kendine güveni ima etmektedir. Ama yüzleşme pratikleri açısından pek de kayda değer bir kişisel ya da toplumsal etkinlikten söz edemiyoruz. Yüzleşme’nin böyle popüler bir kavram haline gelmesi, bu kavramın etrafında şekillenecek olan pek çok çalışmayı soğuk bir ilgisizlikle karşılaşma riskine sokar.

Oysa sağlıklı ve işleyen bir demokrasiye sahip bir toplum olmanın yolu geçmişle yüzleşmekten geçer. Eninde sonunda bunu gerçekleştirmek durumundayız; aksi halde hayatımızı esir alan, düşlerimizi ve geleceğimizi tutsak eden korkularla yaşamaya mahkûm olan bir toplum olmaktan hiç kurtulamayacağız.

Bizim “yüzleşme” anlayışımız yeni bir hesaplaşma süreci başlatmaya, bu süreci yeni düşmanlıkların, yeni kavgaların ve çatışmaların gerekçesi haline getirmeye dayalı değildir. Aksine, barış ve demokrasi adına, bir arada ve kardeşçe yaşama adına birbirimizi daha iyi tanıma, geçmişimizi daha sağlıklı anlama adına bu girişimi başlatıyoruz. Halk arasında “yüzgöz olmak” diye bir deyim vardır. Yani karşı karşıya gelmek, bazı sorunları çözmeye çalışırken çatışmalı hale gelmek, kavgaya ve belaya sebep olmak. Biz yüzleşmeyi halk arasındaki yüz göz olmak deyiminin karşılığı olarak algılamadığımız gibi, böyle pratiklerden uzakta bir çalışmanın yürütücüleri olacağız.

 

         YÜZLEŞMEK YARGILAMAK DEĞİLDİR

Belki de en büyük yanlış anlamalardan birisi budur. Geçmişle, geçmişin günahlarıyla yüzleşmenin bir yargılama süreci, bir mahkûm etme ve düşmanlaştırma süreci olmadığını yeterince izah etmek zorundayız. Dahası böyle bir yüzleşmenin gerçekleşmesini önlemenin gönüllü teorisyenliğine soyunmuş olanların “onlar da yaptı”, “önce onlar başlattı” türünden geçmişte yaşananları akla uygun hale getirme girişimlerinin önüne geçebilmek için insanlara bunu çok uygun bir dille açıklamamız gerekiyor.

Yüzleşmek, geçmişin rövanşını almak, geçmişin hesabını sormak, kavgaya tutuşmak ve bu şekilde yeni bir gerginlik ve çatışma süreci başlatmak değildir ve olmamalıdır.

Yüzleşmek, bir tür tedavidir; geçmişle yüzleşmek onarma ve telafi sürecidir. Yüzleşmek, kendimizle barışma, geçmişi ağır bir vebal gibi boynumuzda taşımak yerine sağlıklı bir şekilde algılama ve kendimizi anlama cesaretidir.

Geçmişle yüzleşmek demokratik bir toplumun ana kültürel unsurlarından birisidir. Çünkü geçmişini gerçekten doğru anlayan ve yorumlayanlar demokratik bir kültürü sindirebilir, yeni düşmanlıklar, bağnazlıklar üzerinden çatışmalı süreçler yaratma arzusu duymadan yaşama gücü gösterebilirler.

Geçmişin sorunlarıyla yüzleşme cesareti gösterebilmek için, cumhuriyetin sorunlarını, bugün hepimizin hayatına bir kâbus gibi çöken açmazlarını görmemiz gerekiyor.

Başlangıç için çok uzak tarihlere bile gitmeden, işe yakın tarihimizin karanlık ve aydınlamamış, yeterince tartışılamamış olaylarını irdeleyerek, bunlarla sahici bir karşılaşmayı göze alarak başlayabiliriz. 12 Eylül öncesi ve sonrası, kontrgerilla, çeteler, faili meçhul cinayetler, yoğun ve sistematik işkence ve kötü muamele, gözaltında kayıplar, Maraş, Çorum ve Gazi olayları, 1 Mayıs Katliamı, Diyarbakır, Mamak, Metris ve diğer cezaevlerindeki işkence ve kötü muameleler, Sivas katliamı ve daha pek çok karanlık ve kanlı olay tüm ayrıntılarıyla incelenmeli ve kamuoyunda tartışılmalıdır.

            PROJEKTÖRÜ KENDİ İÇİMİZE DE ÇEVİRELİM

 

Bu durumda sadece devleti suçlamak, her şeyi devletten beklemek, devletin derinliklerini didiklemek tek başına yeterli ve sağlıklı olmayacaktır. İğneyi kendimize de batırmayı göze almalıyız. Kendi içimizi de gün ışığına çıkarma cesareti gösterebilmeliyiz. Belki de en önemli adım bu olacaktır.

Sol ve Sağ radikal örgüt içi ilişkilerede de ayna tutmak, yüzleşmek, incelenmesi gereken haksızlıklar, “infaz”lar, halka zarar veren fiiller söz konusudur. Çifte standartlardan uzak durmak, yüzleşme güç ve cesaretinin, en önemli hareket noktalarından biridir inancındayız.

 

ÖZÜR VE TELAFİ: YÜZLEŞME PRATİKLERİ

 

2. Dünya Savaşı sonrasına Batı toplumlarında hatırı sayılır bir özür dileme ve geçmişte işlenen kimi suçları yeniden gündeme getirerek telafi girişimlerinde bulunma pratiği gerçekleşti. Bu pratikleri, aynı zamanda toplumların nasıl hatırlamaları gerektiği üzerine bir tartışma olarak da okuyabiliriz. Zira sağlıklı bir hatırlama olmaksızın geçmişin suçlarını, günahlarını telafi etmek ve geçmişle olgunlaşmış bir toplum olarak yüzleşmek mümkün değildir.

Toplumların kendi geçmişinin karanlıklarıyla karşılaşmasının bazı kırılmalara yol açması kaçınılmazdır. Ama bu kırılmalar yaşanmadan da demokratik bir toplum haline gelmek imkânsızdır. Modernizasyon süreçleri, ulus-devlet yaratma dönemleri her coğrafyada çok kanlı ve sancılı geçmiştir. Hiçbir toplum bu anlamda “benim geçmişim tertemizdir, benim hiçbir suçum yoktur” diyecek durumda değildir. Bunu açıklamaya çalışırken hamasete sığınmak, vatan-millet adına akla uygun sebepler uydurmak, hiçbir sorunun çözümüne katkıda bulunmayacağı gibi, bu süreçlerden mağdur olmuşların daha da incinmesine ve yeni çatışmalı süreçlerin başlamasına sebebiyet verecektir.

20.yüzyılda yaşanmış kimi özür ve telafi pratiklerine göz atmakta yarar var:

Willy Brandt Yahudi Soykırımı anıtı önünde diz çöküp özür dilediğinde, 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan bu yüz kızartıcı soykırımın kurbanlarını geri getiremeyeceğini biliyordu. Böylesi dramatik ve biraz da kahramanca bir davranış, Batılı toplumların geçmişle yüzleşme ve geçmişin günahlarını telafi pratiklerinin en saygın örneklerinden biridir.

Willy Brandt Varşova Gettosu önünde, hem de diz çökerek katledilen Yahudiler için özür dilediğinde, tüm dünyayı hayretler içinde bırakmıştı. Daha sonra Batı Almanya Parlamentosu da 13 Nisan 1990’da Nazilerce işlenen suçlardan dolayı özür diledi ve İsrail ile daha sıkı ilişkiler kurmanın yollarını arayacağını söyledi. Ağustos 1994’te Alman Cumhurbaşkanı Roman Herzog, İkinci Dünya Savaşı’nda ülkelerinde sebep oldukları acılardan dolayı Polonyalılardan özür diledi.

1930’lu ve 40’lı yıllarda Japon askeri genelevlerinde çoğu Asyalı yaklaşık 200 bin kadının çalıştığı belirtiliyor. Bu sık sık gündeme getirildi ve Kore ile Japonya arasında olduğu kadar Japon toplumunda da tartışıldı. Japonya Başbakanı Şinto Abe, 2. Dünya Savaşı sırasında kadınların seks köleleri olarak çalıştırılmasından dolayı özür diledi. 15 Ağustos 2002’de Japon başbakanı Junichiro Koizumi ülkesinin geçmişteki agresifliğinden dolayı uluslararası camiadan özür diledi.

Belçika 1994 yılında Ruanda’da yaşanan iç savaşı önlemede başarısız olduğunu kabul ederek uluslararası camiadan özür diledi. Temmuz 1995’te Jacques Chirac 320.000 Yahudinin ölüm kamplarına sürülmesinde Vichy hükümetinin Nazilere yardım etmesinden dolayı özür diledi.

Şili’de de yüzleşme ve geçmişin günahlarını ortaya çıkararak yeni bir süreci başlatma adına çok önemli bir deneyim yaşandı. Devlet içindeki tüm engelleme ve bastırma girişimlerine rağmen başını sivil toplum örgütleri ve insan hakları aktivistlerinin çektiği araştırmalar, toplumda ciddi bir aydınlanmaya ve giderek bu bilinç etrafında bir örgütlenmeye dönüştü. Bu süreçte hem Pinochet dönemindeki yoğun ve ağır insan hakları ihlalleri gün yüzüne çıkarıldı, hem de mağdur insanlar yaşadıklarını toplumla paylaşarak toplum düzeyinde bir empati ve bilinç hali yaşandı. Bizim açımızdan oldukça önemli ve ülkemizde yaşananlarla pek çok benzerlikler taşıyan bir deneyim olan Şili deneyimi, açık ki detaylı ve öğretici bir inceleme konusudur.

Güney Afrika’daki Adalet ve Hakikatleri Araştırma Komisyonları, geçmişteki bütün suçların, hataların  ve yanlışlıkların açığa çıkmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Nitekim 1993’de Güney Afrika Cumhuriyeti Başbakanı F.W. de Klerk, Apartheid (ırk ayrımı) politikalarından dolayı özür diledi. Buna mukabil Nelson Mandela da Afrika Ulusal Kongresi tarafından “düşmanlara” karşı yürütülen katliamlardan dolayı özür diledi.

Daha özgül ve yakınımızdaki örnekler de mevcuttur. Yıllardır anlamsız ve belki de sebebi bile unutulan kan davalarıyla birbirine kanlı olan aşiretlerin ve ailelerin arasında son yıllarda sağlanan barış ve uzlaşma… Bu aile ve aşiret önde gelenlerinin karşılıklı olarak birbirlerinden özür dilemeleri oldukça önemsenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken olaylardır. Bu tarz örnekleri daha da yaygınlaştırmak, önümüzdeki en önemli sorumluluklardan birisidir.

Benzer pek çok örnek var. Bunların sebepleri üzerine çok şey söylenebilir, söylenmelidir de ve bu çalışmalarımız arasında bu pratiklerin tüm detaylarıyla incelenmesi de vardır. Bu girişimimiz coğrafyamızda bu pratiklerin özgün örneklerini yaratmak adına oldukça önemsenmesi gereken önemli bir adımdır.

 

SANAT, EDEBİYAT,  SİNEMA

 

Toplumsal bir bilincin oluşmasında sanat ve edebiyat çok önemli bir role sahiptir. Kabullenilmesi zor, yenilir yutulur cinsten olmayan bazı gerçekleri sanatın ve edebiyatın dili ve inceliğiyle anlatmak çok önemlidir.

Vietnam savaşını pek çok detayı ve bilinmeyen yönleriyle tüm dünya Vietnam üzerine çevrilmiş sinema filmlerinden öğrendi. Kızılderililere karşı yürütülen soykırım da birçok boyutuyla sinema sanatından öğrenildi. Aynı şekilde Haçlı Seferleri, 1.ve 2.dünya savaşları en güzel Batı edebiyatı ve sinemasında işlenmiştir. Bu yazının kapsamını aşacak bir alan olduğu için tüm insanlığa mal olmuş bu alandaki pek çok çalışmaya değinilmeyecektir.

Bizde de 1915 Ermeni tehciri ile ilgili belgesel ve sanatsal çalışmalar olması hem kamuoyundaki bazı ön yargıların kırılmasına yardımcı olacak, hem de bu meseleleri irdelemek isteyen araştırmacılar için cesaret verici olacaktır.

1 Mayıs katliamı, Gazi Olayları, hapishanelerdeki işkenceler ve kötü muameleler, yakılan köyler, faili meçhul cinayetler ve gözaltında kayıplar ve bir yara gibi kanayan pek çok sorunun çeşitli sanatsal çalışmalarla toplumun gözlerinin önüne serilmesi, diğer pek çok politik veya sivil çalışmadan daha etkili bir bilinçlenmeye yol açacaktır.

YÜZLEŞME DERNEĞİ  olarak geçmişle yüzleşme ve geçmiş hakkında sağlıklı bir bilgilenme sürecine katkıda bulunabilecek tüm sanat edebiyat ve görsel-sinematografik çalışmayı destekliyor ve çeşitli açılardan katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz.


YÜZLEŞME DERNEĞİ NELER YAPACAK ?

 

Tüm bunlardan da anlaşılacağı gibi derneğimiz çok önemli bir sosyal, kültürel ve etik meseleyi kendine sorun etmiştir.

Tarihle yüzleşmek ve kısa bir sürede toplumda sağlıklı bir bilinçlenmeyi yaratmak, elbette ki sanıldığı kadar kolay bir süreç olmayacaktır. Uzun vadeli ve sabırlı bir çalışmanın sonucunda toplumda bir bilinçlenme düzeyi yaratılabilir ve tarihle yüzleşmek için uygun ortam ve koşullar yaratılabilir.

Türkiye’nin aydın, yazar ve edebiyatçılarının da bu sürece katkılarını sağlamak oldukça önemlidir. Tarihsel olaylar kadar güncel gelişmeler de yoğun olarak ele alınacak ve bir dizi etkinlik ve eylemlilikle topluma sunulacaktır.

Amacımız kesinlikle yeni gerginlikler ve çatışmalar yaratacak süreçler başlatmak değildir.

YÜZLEŞME DERNEĞİ,  bir cesaret ve aydınlanma hareketidir.

Geçmişle ve tarihle cesurca yüzleşmek ve kendi gerçeklerimizle buluşmak için yola çıktık. Önyargılarımızı geride bıraktık ve dolaşımdaki hazır kalıp düşüncelerden yapabildiğimizce uzaktayız. Tam demokratik ve barış içinde yaşamaya karar vermiş insanlardan oluşmuş bir toplum düşü kuran kişi ve kurumlarla ortak çalışmalar yapmaya karar vermiş bulunuyoruz.

Geçmişle, tarihimizle yüzleşmeden sağlıklı bir toplum haline gelemeyeceğimizi anlatacağız insanlara. Geçmişimizle yüzleşmenin utanılacak, korkulacak bir şey olmadığına ikna edeceğiz.

Her türlü şiddeti ön koşulsuz ve şartsız reddeden derneğimiz, barış ve demokrasi adına yapılan tüm çalışmaların içinde aktif olarak yer alacaktır.

Bu çabamızda giderek çoğalacağımızın bilinci içerisindeyiz; zaten bu, başlıca hedeflerimizden biridir. Çoğaldıkça, önümüze koyduğumuz hedef ve iddiaları başarmada daha güçlü ve güvenli olacağız. Biliyoruz ki, en uzun ve karmaşık yolları yürümek dahi, öncelikle bir ilk adımı atmakla başlar. Biz bu adımı atıyoruz ve devamının geleceğine inanıyoruz…

Resmi İdeoloji sempozyumu

300x260 [Site Wide - Sidebar]

VIDEOLAR

Son Yorumlar

    Takvim

    Aralık 2017
    P S Ç P C C P
    « Eki    
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

    © 2017 Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği. All Rights Reserved. Giriş - Designed by Gabfire Themes