W3vina.COM Free Wordpress Themes Joomla Templates Best Wordpress Themes Premium Wordpress Themes Top Best Wordpress Themes 2012
Ana Sayfa » Konuk Yazar, Yazarlarımız » Tarihin verdiği paslar Sezai SARIOĞLU

Tarihin verdiği paslar Sezai SARIOĞLU

En fanatiğinden en romantiğine tüm taraftarları “ipsiz bağlayan” futbolun kapitalist sistemi yeniden ürettiğini söylemek malumun ilamı. “Şike” olayı bağlamında takımlar ve güç odakları arasında süren “maç” da, bunun delili. Tarihin, bir ayda iki gollük pas vermesine karşın bunu ıska geçmemiz ise bu yazının derdi…

Yaz ortasında “şike” ile sezonu açan Fenerbahçe’nin hali, Vasıf Öngören’in 1970’lerde yazdığı epik oyun “Asiye Nasıl Kurtulur”u akla getiriyor. “Fenerbahçe nasıl kurtulur?”un açık – gizli planları yapılırken, geçen hafta, kadınlar ve çocuklar Şükrü Saraçoğlu Stadı’nı doldurdu. Olay, magazinleştirilip Fenerbahçe-şike ilişkisinin üstünü de örtse önemliydi. Olaya sosyalistlerin ilgisizliği ve bunun “doğal” kabul görmesi nasıl okunabilir. Her sınıf ve tabakadan yaklaşık elli bin kadın “haber”den öteye “olay” olurken, “Futbol kapitalizmin ürünüdür, din gibi o da afyondur… Portekizli Faşist Diktatör Salazar, “Fiesta, fado ve futbol olmasaydı ülkeyi yarım saat bile yönetemezdim” cümleleriyle boş sahada top çevirmek gerçeği ortadan kaldırmıyor. Bu sorun, 12 Eylül’den sonra, devlet zoruyla kitlelerle bağı koparılan sosyalistlerin, “kitlesiz siyaset yapmayı” alışkanlık haline getirmesiyle de ilgilidir. Dünyayı yorumlama ve değiştirmenin, kitlelerle bağ kurmak becerisi olduğunu bilmek, ezilenleri ezenlerin kapsam alanından kurtarmak için Gramsci’nin “hegemonya” kuramını hatmetmemiz gerekmiyor. Kadınların misafir (!) gittiği Şükrü Saraçoğlu’nun kim olduğunu, Romanya’dan Filistin’e gitmek için Struma Vapuru ile gelen, günlerce Sarayburnu açıklarında bekletilen ve gizli diplomasi sonucu, geçiş izni verilmeyen ve zorla Karadeniz’e çıkarılıp Şile açıklarında batırılarak yüzlerce Yahudi’nin taammüden öldürüldüğü Struma Faciası’ndaki rolünü öğrenmek ve bir kişiye bile anlatmak devrime dahil. Devrimden sonra bu sorunun da icabına bakarız, kolaycılığı yerine bu tür olayları “sosyalist taraftarlara” da kitlelere de anlatmanın dilini ve araçlarını bularak futbolseverlerle ilişkilenilebilir. Futbol, propaganda, ajitasyon ve örgütlenmeye hariçtir, diyorsak yapacak bir şey yok.

(Madem futboldan söz ediyoruz, bir devre arası yapıp, kendi aramızda mecazlarla top çevirelim. Cemal Süreya, “Fenerbahçelilik bir dindir. Galatasaraylılık bir tarikat. Ortalama Galatasaraylı Nakşibendidir; sünni mason; Tanrıtanımaz mürit.” demişti. Ben de bir mecaz ekleyeyim, Süleyman Seba ve benzerleri duymasın ama Beşiktaş da Çarşı Loncası’dır…)

Tarihin bize iki gollük pas verdiğinden söz etmiştim. İkincisi, Arda Turan’ın Türkiye-Kazakistan maçından sonrasındaki “Golü Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bütün halkların şehit olan evlatlarına armağan ediyorum.” pasıdır. Takımdan ayrı düz/düş koşu yapan Arda’nın “cümle şutu” kulağımızın tozunu aldıysa da, birkaç aferinden sonra unutuldu. Oysa bu pası alıp kitlelerle ilişki kurulabilirdi. Öte yandan Arda’nın cümlesi, siyasal bilincin dışında, bir eşikte bilinçaltının herekete geçişi olarak okunabilir. O, aslında milyonlarca insanın bilinçaltındaki, dilinin ucundaki “barış” özlemini temsil etti. Bazen duyarlı bir sanatçıdan, bazen evlat acısıyla kalbinden konuşan bir şehit yakınından duyduğumuz cümleler milyonlarca kişinin bilinçaltında uykuda bekliyor.

(İkinci yarı başlamadan mecaz topunu çevirmeyi sürdürelim. Top Cemal Süreya’da: “(Metin Oktay) Gladyatör. Lefter ise, yalnızlığın büyük serüveninden dönen Ulysseus. Evde kimseyi bulamadı. Attığı golleri bir de İstanbul’un surlarının burçları arasından geçirdi. Metin Oktay jimnastikçi. Lefter sanatçı. Metinde destan. Lefter’de roman. (…) Galatasaray’da futbol gerçeği. Fenerbahçe’de ise Türkiye gerçeği ağır basar. Beşiktaş ise özlemler ve öncelemeler takımıdır.”)

Bizim sorunumuz galiba “yuvarlağın köşeleri”ni gösterememekten öteye görmemek ve klişe cümlelerle kendi kalemize gol atmak. Futbol deyimiyle söylersek, pasları değerlendirmek, köşe vuruşu yapmak ve gerçeğin tozunu almak gündemimizde değil… Hal böyle olunca da “apolitik” seyirciler maçı seyrediyor, biz “politikler” de uzaktan biletli-biletsiz gözucuyla onları seyrediyoruz. Yani, gel keyfim gel, hali. Böyle kitlesiz siyasete can kurban… Bizim zamanımızda futbolun ordinaryüsü Lefter’in golcülüğünü anlatmak için, “Ver Lefter’e yaz deftere!” denirdi. Siyaset, tarihin verdiği pasları, gole çevirip, deftere yazmak da değil midir?

URL: http://yuzlesmedernegi.org/?p=68

Kategori . Ara 9 2011. Kategori Konuk Yazar, Yazarlarımız. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilirsiniz. Geri izlemeye kapalı

Yorum yaz

Resmi İdeoloji sempozyumu

300x260 [Site Wide - Sidebar]

VIDEOLAR

Son Yorumlar

    Takvim

    Nisan 2018
    P S Ç P C C P
    « Eki    
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    30  

    © 2018 Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği. All Rights Reserved. Giriş - Designed by Gabfire Themes